Hemen veremedim cevabı. Halihazırda (onu gördüğüm anda kurulan cümlem, bir nevi sorulacak tüm soruların cevabı) cevabım olmasına rağmen. Sonrasında sana inandım diyebildim.
'İnandığım kutsal oluyorsunuz.'
Bunu da elimde olmadan diyerek, ekledim.
Derken işsizim, kimsesizim, yerim yurdum yok benim dedim. Ben diyordum o da diyordu. Bir süre öyle devam etti. Bir süreyle sınırlı kalmaması dileğimdi. Gerçekleşmedi. Sona erdi. Mum yandığı gibi söndü. Karanlığa alışınca gözleri, muma ihtiyaç duymadığını düşündüm.
Oturduğu kaldırımdaki tozlar siyah üstüne lekeler bırakmıştı. Görmeden hissetti anlaşılan, ayağa kalkar kalkmaz silkeledi üzerini elleriyle. Tozlardan arındı sonra.
Saat sabah henüz. Gün yeni ışımış, havada ise ılık esen bir rüzgar. Birazda üşüten rüzgar.
Uzakça bir kentte gerçekleşen bu karşılaşma belkide buluşma anlamlı oluyor gitgide. Yanında otururken sevdiğim bir filmin bitmesine az zaman kalmış gibi hissediyorum. İstemsizce oluşan bir hüzün kaplıyor içimi. Bu da bir anda oluştu diyebilirim. Yüzüme ve ellerime yansıdı hüznüm. Hüznümle tanıştı o esnada. Gönüllüydü. Zoraki değil. İçimi açtı, hüznümü aldı. Elleri ellerimle konuştu, elleri ellerimden hüznümü aldı, sevdi. Hüznümü aldı bu kadın. İçimi açtı. Anlatabiliyorum değil mi?
Anlatabilmek istiyorum. Tüm bunları anlatmayı ne çok istiyordum. Anlatamadıkça beceriksizliğimle övünüyordum. Övünecek bir şey bulamıyordum. Ve ellerimde beceriksizliğim kalıyordu hep.
Onunla çamur ile oynar gibi oynuyor koyultuyor cıvıltıyor şekilden şekilde sokuyordum. 'Beceriksizliğim' oluyordu bir daire, bir kare ve uğraş sonucu çöpten bir insan yaratabiliyordum onunla. Kafası, elleri, kolları ve birde bedeni oluyordu. Kalbini ne kadar yoğursamda ortaya çıkaramıyordum. Solucan oluyor, kalabalık bir karınca topluluğu çiziyor, kocaman bir araba lastiğini o karıncaların hemen dibinden geçiriyor ve lastiklerin asla değmemeleri için kaldırımların altına inmiyordum. Çamurun içindeki taşlar, yoğurdukça ellerimde çizikler oluşturuyor ben ise içten içe seviniyordum.
Sesini duyar gibi oldum. Döndüm ardıma, gizlenmiş bir vaziyette duvarın dibinde. Bir iç çekişi duyuldu onu gördüğümü farkedince. Duvarın üzerine gelen kargaya baktı bir süre. Karga da bu seyri bitirmemek adına uçmadı. Kadın aşağıda, karga yukarıda.
Beceriksizliğimle övünmemek için yaptığım solucanları, çöpten insanları, karıncalar topluluğunu avucumun içiyle yere sıvadım. Hiç olmamış gibi oldu. Hiç yapılmamış gibi. Hiç yapılmadılar.
Hiç yaşamadılar..
Karga öttü, karga uçtu. Beceriksizliğim, kadın ve ben kaldık.
Karga gibi uçmak istedim. Çamurdan bir karga yapmak için uğraş vermeyişime kızdım. Kadına anlattım. Susarak dinledi bu kez. Oysa ben diyordum, o da diyordu hep. Yanıtsız bıraktığı cümlem, sorum yoktu oysa. Değişti bir şey. Anladım hemen. Sessizdi. Sessizliği hayra alamet değildir dedim.
Işıldadı yüzü. Hep diyorum ya bazı eylemler iyice olur. Yüzü ışıldayınca kahkaha atmaya başladık. Söylediğine göre beni korkutmak istemişti yalnızca. Çamur oynamaya gittiğimi söylemez isem böyle şeyler yaparmış ve her defasında şaka olduğunu asla anlayamazmışım.
Eve benden önce gitti. Bir saat oyalanmamı istedi.
İstisnasız her soruya evet yanıtı verilir mi hiç?
Her onay bekleyen cümleye olur denir mi?
Dendi.
1 saat geçmiş. Kol saatime baktım biraz geçiyordu 1 i.
Gittiğimde yanına, beni özlediğini söyledi defalarca. Konuşmaya başladım kendimle. Bunun üstesinden nasıl geleceksin diye.
Yalnız gözleri değil, sesindeki çatlaklık, ah sesindeki çatlaklık, belindeki kıvrım, boynunun sol yanı, omuzları, ayak bilekleri.
Durdu saatin çıkardığı ses. Sustu saat. Sustuk biz.
14:33
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder