12 Mart 2019 Salı

BİR YAPRAĞA İNANIYORUM O ANDA


Bordo etekliği ve hardal sarısı üstüyle göz alıcı diyebilirim. Evet o anda tamda bunu dedim. Göz alıcı. Gülerken alnında kırışıklıklar beliriyor, yaşlı olmamasına rağmen yaşanmışlıklarda tüketir ömrü der gibi bakıyor. Biraz uzağımda. Kıvrak bir şekilde üstündeki hardal rengi yöresel kıyafetin cebinden tütün poşetini çıkardı. Esmer uzun parmaklarıyla ustaca bir iş çıkarması fazla zamanını almadı. Tam karşımda yaktı tütününü. Ben ise sürmeli gözlerine bakmakla yetindim.

17:28
Hızla kayıp giderken yol, biz bizliğimizden uzaklaşıyorduk. Bu da yetmiyordu. Bizliğimiz gideceğimiz kentte karşımıza çıkmayandı. Tanımadığımız kentleri özlemelerimiz boşa değil demiştim. Kendimiz oluyorduk tanımadığımız kentlerde. Az olurken çoğalıyor, çoğalırken birden öze dönüyorduk. Kelimelerle hasret giderme arzun bitmesin. Kalemin sana ve tüm insanlığa umut olsun diyen İstanbullu ablanın duasını dönüş yolunda anımsadım. İyi dileklerle, dualarla ayrıldığımız kentte bıraktığım çocuklar yorgun düşüp uyumuşlardır bahçede. Annelerinin dizleri dibinde. Babaları yokmuş gibi olan çocuklar bunlar. Varsada babalığı da annelerinden öğrenen çocuklar.


Kalabalığın içindeydim sonra. Hemen üstümüzde ki beyaz şemsiyede 2 güvercin bekliyordu. Dikkatimi insanlardan daha çok çeken 2 güvercin. Ya onlar beni taklit ediyordu, ya ben onları. Buraların sahibi onlar sayılırdı doğrusu. Aynı şeyi yapıyorduk uzun lafın kısası. İnsanları izliyorduk. Fatma küpelerime bakıyormuş. Bunu geç farkettim. Yanımızdaki kadın ise ağlayan çocuğu susturmaya çalışıyordu o sıra. Yanıma gelip amcasının kızını arkadaşız diye tanıştırdı Fatma. Arkadaşız dedikten sonra, şöyle devam etti. Benim babamla bunun babası kardeş. Bir tebessüm oluştu yüzlerimizde o vakit. Ağız dolusu gülümsedik. Fatma, onun arkadaşı ve bir kaç kişi daha.

Telaşe içinde kendime yer bulmaya çalışırken Fatma aklıma geldi. Kulağımdaki küpelere baktığını geç farketmiş olacağım ki yüzü düşmüş kendi kulağındaki iplere dokunuyordu. Küpelerimden iki tanesini çıkartıp avucuna koydum. Ben nineme söylerim Urfaya dönünce dedi. Cebine koydu. Düşmemesi için gösterdiği çabada görülesi.

İnsan kendini yalnız hissedemiyor bu topraklarda. Muhakkak bir taş eşlik ediyor sana. Ya bir oğlan çocuğu. Ya da Riha'lı mavi gözlü bir keçe kurdan. Muhakkak Özge oyun istiyor. Annesi yanında olmasına rağmen sıkıldığını anlıyorum. Merdivenlerin başında yakalıyor ellerimi. Sevince biraz, annesinin sürmeli gülen gözlerini görüyorum. Yabancılık çekmeden kucağıma geliyor, boynuma sarılıyor 3 kat merdiven çıkıyoruz. Boynuma doluyor kollarını iyice. Elinde tuttuğu ekmekten yediriyor oyun arkadaşına. Mutlu oluyorum onunla. Benim adımı sormadı. Tam anlamıyla tanışamamışız gibi görünsede olsun, onu unutmayacağım. Sayfalar eskise de Özge eskimeyecek. Annesinin kutsal bilip Özge'nin eline tutuşturduğu ekmek hatrına..
Yanaklarımı dudaklarımı öpen, türlü türlü oyunlara girişen kocaman yürekli küçük kız.

Sonra onu bir daha gördüm, bir daha, bir daha.

Onu kaç defa gördüm hatırlamıyorum. Esmer uzun parmakları gözlerimi iyileştirdi diyebilirim. Uzunca zamandır gözlerinin feri gitmiş sözünü duyduğuma göre, iyileşmek tanımı yerinde olmuştur.

Gözlerimin iyileştiği kent. Gözlerimi iyileştiren Kadın..

Telefonun sesini kısmış üstelik titreşimini bile kapatmıştım. Öyle hatırlıyorum ama anlaşıldığı üzere cayır cayır çalıyor. Becerememişim. Arayan kimse epey ısrarcı. Bunun da bir sınırı vardı değil mi üç kere çalsın kâfi. Azıcık anlayış. Uykumda bile insanlardan beklenti içine girdiğimi farkedip kalktım. Pes etmek zorunda kaldım. Arayanın pes edeceği yoktu. Olur mu hiç?

Yataktan kalkınca dün gece yarısı yere düşürdüğüm gözlüğün üzerine bastım. Çünkü kötü başladı mı kötü devam etmeli. Güzelce kırdım dedim kendi kendime. Koli bandıyla yapıştırdım ve taktım. İşlevi yakını görmem hem. Görsellikte ne imiş?




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder