21 Nisan 2019 Pazar

Anlatılar


Tesadüfen mahallenin bakkalında karşılaşmışlar. Söz gelmiş en sonunda. Dayısı oğluna vereceklermiş yakında. Ertelemenin bir manası yok deyip hızlandırılmış herşey. Gerisini dinlemeyip eve vardı hemence. En sevdiği kaktüsün yanına yusufçuk böceği çizmeye çalıştı durdu bir süre. Başarısız bir girişim olarak kaldı bu da. Düşünde çizerken güzel oluyordu oysa.

Hem artık şiir yazma isteğim de kalmadı. Sadece annem yorganları, onların renkleri, büyüsü evdeki odada kaldı. Tek derdim bu oldu. Düzenli üst üste konulmuş yorganlar. Annemin sırlı yorganları.

Sonra düşümde bir kasabaya taşındım, küçük bir el bavuluyla. Aldanırım diye nostalji bir şarkı çalmaya başladı. Tekrar dağınık olduğumu farkettim. Yazdığım kaleme dalmışım bir süre. Gri ve yeşilin muhteşem uyumu.

Gazeteci olma hayallerini kovalayan, küçük kalmaya direnen Kadın'ın başarısız girişimleri.
Diyaloglar var tabi bir de. Şimdi devrede.

-Kaç mevsim geçiyor, unuttukların ve unutamadıkların. Hepsi birbirine karıştıysa eğer vaktidir. Tam da şimdi vaktidir. Gelsin anlatılar.

-Babamın aldığı Redkitli tişört aklımda.
Annemin korkuyla kapıyı kilitleyip, anahtarı saklamalarıda. Şanslı'ydı mahalledeki köpeğin adı.
Sadece onu gördüğümü hatırlıyorum.
-Nasıl yani?
-Evin diyorum evin, evin kapısı sabaha kadar açık kalmış annemin anlattığına göre. Ürkütücü değil çünkü o evlerin kapısı gündüz hiç kapanmazdı. Gece ise usulen.

Hemen anlatmaya başladı olayın yaşandığı anlarda orada olan bilir kişi.
-Mutlu olmana sebep olan küreyi, Rukiye tutuşturduğunda eline gözlerin yaşlarla doluvermişti. Ufaklıklarla yaptığınız eşsiz kahvaltıyı, parkta yediğiniz tadına doyamadığın çiğköfte dürümleri, külahtaki karışık dondurmaları üstüne bir de gofretleri, hepsini hatırlayıverdin. Hatırladın ama hemen değil. Çok zaman geçmesi gerekti üzerine. Rukiye de unutmamış anlaşılan. Zaman geçmesini de beklemediği aşikâr. Borçlu hissedip kendini, üç beş gün sonra küreyi sana hediye etmesi ise ondan.

Anlatıların hafızadan silinmeyenleri ile devam.

Korkumu yendim. Kutsallardan korkmamayı öğrendim. Annesi olmayanlar da çabuk iyileşir miydi bilmem ama korkumu yenmekle başladım işe, mühim şey. Zamanla iyileşirim dedim.
Ve yeniden annem örtüleri geldi aklıma, iyiliğin karşılığı yalnız iyiliktir diyen annemin örtüleri. Bazı insanlar sevgisini belli edemezler ya da benzer cümlelerle savunulan babamın piknikleri. Hepimizin ruhuna iyi geleceği düşünülen bahar, kış mevsim farketmeksizin gidilen piknikler.
O gidilen yerlerdeki yusufçuk böcekleri. Hatta biraz kuşa benzer.

Anlatı biterken, ıhlamur kaynatma isteğim vardı.

Artık adımı duymak kâfi değil. Mutlu değilim diyemem. Kairos gibi acıyı seven, misal anatomiyle ilgilenen kadınlar da mutsuz değiller. Mutlu değilim diyemem dedim ya. Şahitlerim var. Yabancı kalabalıklar olmasa da, kuyudaki insanlar. Kuyudaki insanlar.

20 Nisan 2019 Cumartesi

Ankara'nın 10 Ekim'i Gebze'de Yaşanmasın.

Tanımadığım o kadınların çocuğuyum ben.
Tanımadığım çocukların ise annesi..

İnsana, hayvana, doğaya tüm canlılara hatta cansız sandığımız varlıklara dahi saygı duymak gerek diyoruz. Saygı tüm değerlerin başında geliyor. İnsanı insan yapıyor, değerli kılıyor. Saygı duymayınca insanlıktan uzaklaşıyor, iyiliğimizi unutuyor ve kötüleşiyoruz. Köleleşiyoruz. Kötüye yeniliyoruz. Kötü olunca da iyiliğimiz yok oluyor, onu eritip bitiriyor utanmadan kötülüğü savunur hale geliyoruz. Konuşmayı unutuyoruz. Konuşarak, insanca konuşarak sorunları çözebileceğimize olan inancımız kalmıyor. Kalmıyor ki başka yollara başvuruyoruz.
Gebze'de çocukları açlık grevinde olan anneleri elindeki sopa ile itekleyen, insanlığı yerlere düşüren kötü, aslında azımsanmayacak kadar çoğaldı sayı olarak. İnsan görünümünde fakat sergilediği davranışın insani bir yanı yok.

"Ben herşeyi yaşadım bence. Gözlerim böyle oldu. Ama yine de barış diyoruz" diyen çocuğu görünce, onu dinleyince insanlığın nasıl düşürüldüğünü yeniden ama bu defa daha acımasız bir şekilde görüyoruz. Bunu hazmetmek zor geliyor. Bu tarz olayların yaşanıyor olması ve birçoğumuzun hala bunu normalleştirmeye çalışması ise büyük yanılgı. Yanılgıdan öte insanlık ayıbı.
Doğruluğunun bile tartışılmaması gerek oysa.
Neden söyleyemiyoruz bu davranış, bu eylem biçimi yanlış diye. Neden bu yanlış diye bağıramıyoruz.
Bir cümle kuracağız ve insanlığı düşürüldüğü yerden kaldıracağız. Bunu neden yapmıyoruz?

Üniversite son sınıftayken iktidar yanlısı olan, yaşadığımız topraklara huzurun hakim olduğunu düşünen, her ne hikmetse insanlar öldürülmüyormuş gibi yaşam hakları ellerinden alınmıyormuş gibi insanlık suçları işlenmiyormuş gibi işkencecilerin itiraflarını yıllar geçtikten sonra duymuyormuşuz gibi davranan bir akademisyenin sınavında olanları anlatmak isterim. Anlatmak isteyişim bir çaba olarak görülse kâfi. Derdimi anlatmak adına gösterdiğim bir çaba.

Sivil itaatsizlik nedir? Örnek veriniz.
Hadi şimdi hep beraber mısır diyelim. Mısır tahrir meydanı diyelim. Arap baharı diyelim. Ezberlediğimiz ne varsa sayalım olsun bitsin. Zaten ezbere dayanan eğitim sistemimizi perçinleştirelim. Farklı bir şey söylemeyelim. Söylemezsek yokmuş gibi davranırız hem. Olur biter. Dedim ya olsun bitsin artık. Rahatlayalım hiç yoktan.
Üzerinden çok zaman geçmediği için verdiğim cevabı hatta neredeyse o dersten kalmama sebep olacak cevabı, tehdit niteliğindeki notu gayet iyi hatırlıyorum. Sivil itaatsizlik nedir ne değildir. Çok şeydir aslında. İnsanların dertlerini anlatabilmeleri için başvurdukları bir yöntem fakat herhangi bir şiddet eylemine başvurmadan gerçekleştirilmesi gerekmekte. İçerde, dışarda nerede olursa olsun girilen açlık grevleri, ölüm oruçları. Cumartesi Anneleri'nin adalet arayışı. Evlatlarının, kardeşlerinin, babalarının kemiklerini arayan milyonlarca insanın duyulmayan çığlığı. Ve sağduyulu ve sabırlı ve şiddet içermeyen eylemleri. Anlatabiliyor muyum? Ve Roboskili anneler. Sivasta 3 Temmuz. Ankara'da 10 Ekim günü yapılan anmalar. Çorum, Maraş, Diyarbakır, Suruç'un unutulmaması tüm bunların yanında cezaevlerinde açlık grevlerinde olan insanların yakınlarının oradan oraya koşturmaları. Onların çıkardıkları ses. Sessiz çığlıklar yani.

Bunca acıyla yaşamaya çalışan (buna yaşamak denirse), evlatlarının yanlarında olan annelere reva görülen muamele. Bizlere insanlığımızı unutturan muamele kabul göremediğimiz. Normal karşılayamadığımız. Yanlış diye bağırdığımız.
Bizler, az mıyız çok muyuz bu sorunun cevabı önemli. Hani biz kavramı çok kıymetli diyoruz da içi boşaltılmış bir şekilde kalıyor ya köşede. Şimdi bir kez de ben sorabilir miyim?
Az mıyız çok muyuz? Hepimiz bir miyiz? Kininiz sizi öldürmeden içinizdeki iyiliği yok edip bitirmeden o sopa kırılsın, o sopayı tutan el cezalandırılsın. Yapılan ayıp, işlenilen suç cezasız kalmasın diyebilir misiniz?

Ben söyleyebiliyorum. Bu da yetmiyor bana. Öyle çok utanıyorum ki. İnsanlığım, insan yanım yerin dibine giriyor da çıkaramıyorum.

Tanımadığım o kadınlar benim annem.
Tanımadığım çocuklar ise benim çocuğum..

Annelerimi ve çocuklarımı öldürmeyin.