3 Mart 2019 Pazar
DÜŞÜNMENİN BİZDEN GÖTÜRDÜKLERİ
Bilsek gidenleri, bizden götürülenleri elimizde olsa yani yine sakin kalır mıydık? Eksilenlerin yerinde kalan boşluğu ne ile dolduracağımızı düşünüp üstüne bir de bunu düşünüp yeni yolculuklara kahramanlar mı yaratırdık farkında bile olmadan.. Üstelik sezgilerimiz kapalı. Düşünürken yitip giden sezgilerimiz. Bir baktık sezgilerimizi de uğurlamışız. Oysa en çok bunun yokluğu hissedilecek. Sorunun cevabı, sakin kalmazdık. Kalamazdık. Üzerimize çökmüş olan, kılımızı kıpırdatmamıza engel olan uyuşmuşluk hali olmasa deyim yerindeyse kılı kırk yarar çırpınırdık, tırnaklarımızı geçirirdik izin vermezdik bu gidişlere, zamanla mücadele eder kanlı bıçaklı olurduk gerekirse. Sonra engel olmaya çalışırdık götürmeye çalıştıklarına sıkı sıkıya tutunup. Ne fayda belki de sonuç değişmezdi. Yalnız o yolda kanat çırpmak bile ne büyük bir anlam ifade ederdi. Belki büyükce bir taş çıkardı yolumuza, kaldırırdık onu da. Derken taşlardan bağımsız bir yazı kaleme alınamayacak dedim. Emek ve ekmek kadar kutsaldı neticede. Bir sokak köpeği olarak dünyaya gelmek ne anlamlı bir varoluş örneği. Ya da şekilsiz bir taş olarak. Elinden bir şey gelmesi mümkünken bunu başaramamış olmak zayıflık örneğidir. Uyuşmuşluk hali budur. Elinden gelmeyecek olan bile yeri geldiğinde mümkün kılınıyorken birde. Biz düşüne duralım. Bizden gidenleri yarattık hem, yolculuğa hazırladık ardından. İçinde bulunulan atmosfer uygun. Daha ne olsun. Zaman her salise bizden daha çok yakın bize. Hislerimiz derin bir uykudayken gelip sessizce alacak almak istediği ne varsa. Belki bir zaman sonra farkına varıp bir soru sormaya mecalimiz olursa eğer bizde sessizliği bozmadan vedaya uygun bir seromoni gerçekleştirir izlemekle yetiniriz. Soru sormakta neymiş? Yola çıkmış yolu yarılamış gidenleri geri mi getirecek hem. Yine de denemek mi? İçinden konuşmayı, düşünmeyi bırakmadığın sürece kayıp vermeye devam edeceksin dedi dış ses. Dış sesle tanışıklığımız yenidir. Al başına ikinci bir belayı. İnce mavi bir sızı gibi devam eden kusursuz ezgisi ile farklı kültürün bu topraklarda bulduğu karşılık olan şarkıyı dinlerken kurulan düşler gerçekleştiği vakit, başka bir ülkede olacak düşleri gerçekleşsin isteyen iki kız kardeş. Kızkardeşin düş kurdukları sırada söylediği cümle bir dağ başı yalnızlığı bize yarayacak olan. Büyük Adam Küçük Aşk ta Rıfat amcanın çıktığı yokuşa benzer bir yokuş düşte yerini bulan. Öyle kederli, öyle dertli.
Kız kardeşlerden biri kimse olmasa da olur dedi. Bir korkuluk olsa kâfi. Hemen yanı başında. Yalnızlık bazen korkutucu olabilir dediği için bu fikri sundu hemen. En yakın arkadaşı korkuluk olur hem. İnanır her söylediğine, susar susar susar. En yakın arkadaşı korkuluk. İsminin hemencecik çağrıştırdığı anlam ise malum. İnsandan korkmak gerek. Yalnızlık değil insancık korkutucu. Baksanıza doğadaki binbir canlı korkuluk gördüğü bahçelere bağlara uğramaz bile. Havanın kararmasına henüz vakit var iken korkulukla yakın arkadaş olundu. Beyaz bir mum yaktım keyfini çıkaramadan rüzgar söndürdü. Sönmemiş gibi yaptım. Büyükler eksik dua derlerdi buna, hemen anımsadım. Benimki düşlerin yarım kalmışlığı. Şuan yaşadığım anı oysa bir dağ başı yalnızlığında yaşayacaktım. Ya Semsur'da Nemruda karşı ya da Ermenistan'dan Ararat ı seyreder iken.
Zamanın alıp götürdüğü anlaşıldı eksik dediğim parçaları..
Getirir miydi getirmişliği var mıydı peki?
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder