Belki de kimsesiz değildik Azizem.
Şöyle diyor şair; "Herşeysini bir parça kendinde taşıyan, kentinde taşıyan."
Kendini sarıp sarmalayıp, asla kimselere açamayan. Kentini de gizli saklı tutmaya çabalayan. Devamını, şair olsam böyle getirirdim. Sonra şair olamayışıma üzülmez, kendi içime, kentimin içine dönerdim.
Benim için çokta yeni değildi yazmak. Lakin bu heyecanı bastırmam kolay olmadı. Düşünsene sevgili okur, ben hala okuyacak bir şey kalmayacak korkusu taşıyan biriydim. Di'li geçmiş zaman kullandığıma bakma. Hala öyleyim. Şimdi ise tek temennim, benim yazdığım bir cümlenin başka birine paragraf olması, dokunması. Benim bir cümlemin, umut olması belki hüznü çağırması ya da insani olan duyguları sana getirmesi. Gözyaşı döktürmesi belki de. Yazan, okuru ağlatmak istiyor.. Böyle anlaşılsın istemem. Üç beş ayı devirdik diyebilirim. Bir öykü okumuş ve her bir satırda cümlenin bitişini seyredalmış, kendimi sessiz sessiz ağlarken bulmuştum. Yolun başındaydım o zaman da, şuan olduğu gibi. Başarının sırrı olarak yorumladım bunu. Duyguları geçirebilmesine sevindim yazanın, yazarın. Şimdi sana şuanki kendimi anlatmak istiyorum. Müsadenle. Yalnız şimdilik, şuanki kendimi.
İç açmanın zorluğu, oldu bana mutlaka yapılması gereken ibadet misali. Bir sevindim sorma. İç sevinmesi diyorum ara sıra yaşadığım bu duyguya.
İçimi açtım sana diyen şairlerin hası bunun zor olduğunu da söylemişti yalan değil. Kılı kırk yardım, altını üstüne getirdim,
Ve işte en geniş cümlem diyordu. Hadi dedim sen de aş. Kendi kendimi yüreklendirip, bunu yapmayı asla bırakma diyenleri aklıma getirdim.
Nice zamandır kalemlerle, kağıtlarla, saman kağıtlarıyla süregelen arkadaşlığım, artık oldu bana, mutlaka yapılması gereken ibadet misali. Yazma eylemi, okuma eyleminden farklıdır dedim hep. Okumayı, okumadan duramayan o süreçte soluduğu nefesi bile sancıyla soluyanlar iyi bilir. Fakat bazen kaçılabilir bundan, ihmal edilebilir. Bahanelere sığınılabilir. Hiç yoktan vakti beklenir.
Yazmak peki?
O öyle değil işte. Yazıyorsun. Kelimelerin birikiyor, kimbilir kalabalıklar içinde konuşamadıkların oluyor sana paragraf. İbadet misali aksatmadan. Aksatamadan yazıyorsun. Anlaşılmak için değil yazmak, anlatabilmek için. Anlatabilmeyi istemek için. Çünkü bunun için az uğraş vermediğini bilirim dedi birdenbire. Kendi sesinden korkan bir çocuk oldum.
Kendi sesimden ürktüm. Çocuk oldum.
Pencerenin önüne yaklaşıp, perdeyi araladım. Karşı pencerenin önüne yuva yapmış kumruları selamladım. Perdem kalındı. İçeriye bir süzme dahi ışığın girmeyeceği kadar kalın. Odam ise karanlık. Gaz lambası işimi görüyordu şimdilik. Onun ışığında kitapta okunuyor, yazı da yazılıyordu. Yumurtaların üzerinde bekleyen, anne kumruydu selamladığım. Kalkmaya niyeti yoktu. Eşi geldi ağzında bir iki çöple. Yeniden gitti. Seyrettim ben de. Yapacak daha iyi bir işim var mı dedim. Ah bu benim kendimle konuşmalarım. Kendime sorduğum sorularım, beklemediğim ama yine de aldığım cevaplarım. Ah bu benim kendim. İşte tüm derdim.
Duvara dönük oturdum. "Kendime kendimden başka kendim yok." Şair der.
Şair olamayışıma üzülmedim dedim ya.
Hadi kendimle konuşayım şimdi, zaten olacağı bu değil miydi?
Attım kendimi bahçeye, hemen köşeyi dönüp ardından sokağa. Sessizliğin sesini dinlerken yokuş aşağı yürüdüm. Akraba gelininin oturduğu evin önündeki kalabalığı farkettim. Kalabalığı yorumlama şeklim, çaresizliğimi ve bunun yanında bir de inadına varolan umudumu saklamadı, saklayamadı. Ya cenaze ya düğündür dedim. Yaklaştıkça sessizlik arttı. Sessizliğin sesi ölümü doğruladı. Çadırı görünce bir kez daha anladım. Sessizliği ısrarla duyunca garantiledim. Biri daha veda etmişti, çiçeklerin açtığı bahçelere, fesleğenlerin ve kaynatılan nane limonlarının koktuğu ev önlerine. Bu mahalleye veda zor olmalı.
Dünyaya gelmek kolay olmalı..
Belki de kimsesiz değildik Azizem.
Yerimiz, yurdumuz yokmuş gibi hissetsekte, yerimiz yurdumuz içine sıkışıp kaldığımız mahallelerimizdi. Mahallenin kocaman kapılarının daha şenlikli, daha dağlı, bahçeli bağlı, kalabalık yurtlara açıldığını düşündüm. Kimsesizliğimiz diye bir şey kalmazdı böylece. Sessizliğimiz de kuşların cıvıltısıyla son bulurdu.
Şimdi bir sevindim sorma. İç sevinmesi diyorum ara sıra yaşadığım bu duyguya..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder