16 Mayıs 2019 Perşembe

Benim küçük çocuğum



Yanıma gelip, tabiri caizse beni didiklemeye başladı. Yavaş yavaş elimi, kolumu, başımı. Tam seveceğim sırada zarar vermek istediğini hissettirdi. Henüz ölü değilken ben, beni yemek isteyen bir kuştu gördüğüm. Bildiğiniz yemek, parçalara ayırmak evet, sonrasında kemiklerimi dahi ziyan etmeden toprağın altında bir yer açıp, ertesi günlerin yiyeceğini saklamaktı niyet..
Ortada ölü bir beden varmış gibi davranıyordu. Acele acele payını almaktı derdi. Bunu hiç gizlemedi.
Ölmedim daha dedim. Ne onun, ne diğer yırtıcı kuşların umrunda olmadı söylediğim. Derken sürüngenlerde dahil oldu. Kaçacak yer bulamadığımı farkettim önce. Kaçacak yer bulamayışım, benim de umrumda olmadı. Dünyanın tam da bu saatinde, umursamazlık hat safhadaydı.

Öldüm dedim. Hadi gelin ve başlayın. Bunun tasdiklenmesine gerek yok, biz zaten bunu yapmak için buradayız der gibi baktılar. Üstüne bir de zaten ölüsün demedikleri kaldı. Derken çoğaldılar. Çoğalmalarına üzülen ise onlar oldu. Pay azalıyordu.
Üstlerine düşen pay kalabalıklaşmalarıyla birlikte azalıyordu, ben ise ölüyordum.

Benim küçük çocuğum. Ölümün eşiğinden döndü seni yüreğiyle doğurduğunu söyleyen annen. Biyolojik olarak anneliği reddeden ve sana milyonlarca kardeş veren. Dünyadaki tüm çocuklar senin kardeşin bunu asla unutma. Ve ölüş öykümü ciddiye alma. Tüm bunlar zihnimin bana oynadığı birer oyundan ibaret. Bir varmış bir yokmuşla başlayan masallarla mı büyüdün bilemem. Bil(e)mediğim onca şey var çocukluğuna dair. Seni 18'inde doğurdum ben. Benden masal dinlemedin ama, ama'larım birikmeden senin için masallar okuyacağımı bilmeni isterim.
Zihnimle kavgalarım bitmiyor bugünlerde. Bana oynadığı oyunlar aldı başını yürüdü. Başa çıkamadığımı farkedince kendimle konuşmalarım arttı. Yarım saat diyor bir insan özü, insanın kendisiyle konuşması bir günde yarım saati geçmemeli. Bir bilse, ah bir bilse. Zihnimle kavga ettim dedim ya. Kavganın sebebi, gerçekte olmayan insanlar çıkartıyor karşıma durmadan, konuşturuyor beni onlarla. Bir kızdım, bir sinirlendim sorma. Kim gerçek kim değil ayırt edemediğimi farkettim.

Komşu kadın görücü geliyor mu diye sordu balkondan eğip kafasını. Annem de sessiz sessiz cevapladı. Bizim kız istemiyor. İlk geleni geri çevirmeyin nasibi bağlanır cevabını aldı. Dahil olmak istemedim konuşmaya lakin deyiverdim o işler benlik değil diye. Tanıdığın kızı ben erkeklerden hoşlanmıyorum demiş yoksa sen de öyle misin diye sordu. Israrla başını balkondan aşağı eğiyordu. Tek derdi ben olmuştum akşamın karanlığında. Yorulduğumu hissedip sessizce içeri girdim. Pes edeceği yoktu ben pes ettim. Anne olmanın da şartları var mı desem ne anlayacaktı? Biyolojik olarak mümkün olmadığını, bunu reddettiğimi söylesem şaşırıp kalacaktı. Onu şaşkınlığa uğratmamak adına pes ettim. Sonra sevindim.

Anlaşılmak için, onca çabaya gerek olmadığını düşündüm. Gerekli şeyleri yapamayan kendime kızdım, takılınmayacak şeyler dedim üstüne bir de güldüm geçtim. İyice oldu.





Hiç yorum yok:

Yorum Gönder