20 Şubat 2020 Perşembe

Benim değil ayrık otunun hikâyesi



17 yıl önce öğretmenimin kızının pembe elbisesi üzerimdeyken, balo bitimine kadar sahnenin bir köşesinde oturduğum Yunus Emre Kültür Merkezinin önünden geçtim.

İlkokul bitimi heyecanı, çocuk olduğumuzun farkında olmadığımız günler ve fakirliğimiz baki. Baloya sayılı günler kala hafta sonu için dört arkadaş sözleşmiş. Buluşma yerine gecekondu mahallesinden dahil olan yalnızca benim. Diğer üçlünün o dönem şanslı olduklarını düşünüyorum. Apartman dairesinde oturmaları, evlerindeki büyük koltuk takımları, çok zengin olduklarını düşündürüyor bana. Ve annelerinin çok çeşit yemekleri azar azar büyük tabaklara yerleştirmesi de dahil. Bu da aynı şeyi düşündürüyor. Sözleştiğimiz üzere önce Yeşim'in evine geldik. Davetli sayısında sürpriz yoktu. Üçlü, konuyu baloda ne giyeceklerine getirdi itinayla. Biz bize değiliz belli ki. Ayrık otu gibi bitmişim orada da. Her yerde olduğu gibi. Ne kadar zorlasan da olamıyorsun onlar gibi. Bir çok çaba boşuna mı yoksa? Tüm çabalar boşuna mı? Dahil olamadıkça zorla. Zorladıkça olmasın. Buluşmayı organize eden Merve, dışarıda bir şeyler içeceğimizi ve sonra ayrılacağımızı hatırlattı. Benim de tam o sırada içime bir sızı düştü. Kıvrandıran bir sızı. Kıvranıyorum ama plan bozulmaz. Çocuk olduğumuzun farkında olmadığımız günler dedim ya büyükmüş gibi davranan kızlarla arkadaşım ben de. Ayrık otu, dördüncü olamayan. Dörtlüyü tamamlayamayan. Ayrılmak için müsade istiyorum reddediliyor. Oysa gerekçem fazlasıyla gerçekçi. Malum oluyor bana, bir şey olmuş. Anlıyorum. Üzerime çöreklenen ağırlık eve gitmeye mecbur bırakıyor beni. Ayrılırken baloda giyeceği elbiseyi bir terziye diktireceğini söyleyen Merve benimle küstüğünü söylüyor. Duyuyorum ama sızım baskın geliyor. Eve doğru yol alıyorum. Yokuşu inerken evin önündeki kalabalığı görünce koşuyorum. Farkındayım çocuk olduğumun. Ağlıyorum, anlamadan dinlemeden kimseyi. Eve girdiğimde babamı yüzü eski ama hala ilk alındığı gün ki gibi yeni gördüğüm mavi kanepelerin üzerinde yatarken görüyorum. Uyanık yatıyor ama oturup ağlıyorum bu defa da. Annem bir şeyler söylüyor, kulaklarım uğulduyor, duymuyorum. İçime bir sızı düştü, eve gelmek istedim diyorum hıçkıra hıçkıra ağlıyorum. Çocuk olduğumun farkındayım.
Babam iyileşiyor. Babam hep iyiydi, bir kere iyi olmadı benim babam. Bir kere mi? Emin değilim. Belki de çok kere iyi olmadı. İyi bildim. İyi olmasını diledim.

Balo günü yaklaşıyor. Fakirliğimiz baki. Okulun aidatını veremediğimiz için annem, babamın getirdiği işkembeleri satıyor mahallede Zeliha anneyle birlikte. Annem utana sıkıla, Zeliha anne ise utanmıyor. Bağıra bağıra satıyor. Zeliha anne üşüyen ellerimi, üşüyen değil donan çocuk ellerimi göğüslerinde ısıtıyor. Çocuk olduğumun farkındayım ama büyümeye başlıyorum.
Balo yaklaştı. Sınıf öğretmenim nereden biliyor balo için giyecek elbisem olmadığını. 17 yıl sonra o elbiseyi bana verdiği günü hatırlayıp nasıl da kolay ikna olduğuma şaşıyorum. Pembe elbise kılıfının içinde. Kılıfına bile hayran kalıyorum. Elbisenin ağırlığını yüklenip eve varıyorum. Fakirliğimiz baki. Kabul etmeyip de ne yapacağım.

Balo günü geldi çattı. Bir gün öncesindeyiz. Okuldan geldikten sonra mavi kanepede uyuyakalmışım. Terden sırılsıklam olmuş bir halde uyandım. Uyanamamışım. Saat kaç, elbisem nerede? Evde kimse yok. Ağlayacağım, kimseyi göremeyince hep ağlarım. Geç kaldım sanıyorum. Uyudum uyanamadım. Ertesi gün oldu ben elbiseyi giyemeden, baloya gidemeden ertesi gün oldu. Koşup evin önüne çıkınca uyanıyorum yeniden. Gün bitmemiş henüz farkına varıyorum. Çocuk olduğumun farkındayım. Seviniyorum. Sevinip ağlıyorum bir de. Elbiseyi elimde görünce gülüşüyor bizimkiler ve komşu kızı, annesi hepsi bir anda.

Balo saati yaklaşıyor. Akşamın bir saati dolmuşa bineceğimiz yere yürüyoruz annemle birlikte. Çocuk olduğumun farkındayım. Çocuk yaşımda akşamın bir saati, geç saat demek oluyor. Yunus Emre Kültür Merkezine varıyoruz dolmuşla. Balo yeri burası. İlk heyecanım. Pembe elbisem üzerimde. Öğretmeninin kızının elbisesi o senin değil ayrık otu. Balo başlar, içime düşen sızı yüzünden o gün onları bırakıp eve gittiğim için Merve bana hala küs. Yüzüme bakmıyor değil, beni görmüyor. İçerliyorum. Elbisesinden gözlerimi alamıyorum. O ise uzaklaşıyor bulunduğum yerden. Çek gözlerini diyor uzaklaşarak, anlıyorum. Ya da sadece izlemek yakışır sana gibisinden bir şeyler. Fiziken oradayım, yetmiyor. Gerçek anlamda dahil olmaya çalışıyorum kalabalığın arasına. Onlar gibi olmak için onları taklit ediyorum. Başarılı olamıyorum ayrık otuyum ben. Burada da olmadı. Pembe elbisem üzerimde dönüp duruyorum. Bir sahne kenarında, bir koridorda. Eğlence devam ediyor balo bitimine kadar. Geceye yaklaşmadan balo bizim için bitiyor. Elbisem üzerimde annemle eve dönüyoruz. Bizi gecekondumuzun beton balkonunda oturan babam ve hemen yanı başında ki şişeler karşılıyor. Unutamıyorum.
Hiç unutamıyorum.
17 yıl sonra henüz gün ışırken dolmuşla Yunus Emre Kültür Merkezinin önünden geçiyorum. Unutmak istediğim ne varsa unutamadığımı tescilliyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder