13 Ekim 2019 Pazar

Hacer'e, Uğurlama.


Her şeyi ve herkesi unutup Hacer'i yazma isteği bitmiyordu..


Sanki bir yerden tanıyor gibiydim, ilk görüşümde bile. Evlendi derler de hemen arkasına çoluk çocuğa karıştı ya, unutulur mu o ilk gençlik yılları.
Hoş evlendiğini göremedim. Düğün ertesine denk geliyor tanışıklığımız.

Günlerden bir haftasonu pazarının sabahında, dershanede sınav olacağını bildiren bir mesaj aldım. Onay verip geleceğimi bildirdim. Parasızlıktan iflahımın kesildiği günler. Onay vermeyip de ne yapacaktım. Cumartesi akşamı mesaj geldikten sonra sabaha çabuk vardık. 6'da uyanıp sabah koşusunu bir saat erkene almış olmanın verdiği sersemlikle koşulacak mesafeyi 45 dakikada bitirdim. Köşe başındaki büfeden günlük rutinim karton bardakta demli çayımı alıp içmeye koyuldum. İkinci bardak elimde, içmeye pek gönüllüydüm ki kıyamet koptu. Bir gürültü ki sorma, cam parçaları olduğu gibi yerde.
Ardından uzunca bir tahta sopa yere indi. Kafamı kaldırıp nereden geldiğini anlamaya çalıştım ama polisler şeriti çektiler hemen. Ben şu binada oturuyorum dememe rağmen sokağa giremedim. Şangırtı koptu ama sonrası için fazla sessizdi sokak. Bağırış çağırış yoktu. O sırada boşa çıkan ikinci karton bardağımı da hemen dibimdeki çöp kutusuna atacakken bir kadın bağırıverdi. Sonra giderek kısıldı sesi. Kadın polisler kollarındaydı gördüğüm. Herhalde ağzını kapadılar, göremedim orasını. Üç beş polis yan yana duruverince görememem doğal. Ama Hacer'i gördüm. İlk karşılaşma. Gençti genç daha 20'sinde anca. Polisin Hacer'i götürdüğü gün, tam da götürmeden önce Esma'ya hamile kaldığını öğrenmiş Hacer, öğrenmiş öğrenmesine de evdeki kabadayı durur mu basmış ağza alınmayacak küfürleri. Adını Esma koyacağım dediğini duyunca Hacer'in, iyice dellenmiş. Hemen arkasına sokağa çıkmasına da karışınca kavga gürültü ve sonunda durulmuş öfkesi dinince. Gerisin geri balkona geçiyormuş o anda. Bu defa da Hacerinkiler gelmiş. Sakinleşmesi ise durduk yere olmaz. Bir küçük kıyamet koparacak ki içi soğusun. Tahta sopayı bir iki savurunca pencereye şangırtı koptu ya. Arkasına Muro deliriyor. Hacer durur mu? Doğuracağım ulan Funda ablanın gece çıktığı gazinoya bile götüreceğim doğsun hele bir diyor.

Bunları biz duymadık tabi. Hacer sonraları eskilere gidince her birini hatırlar anlatıverirdi.

20'sinde anca vardı Hacer. Esma, Çağlar yokkendi. Mahalleye baktığımda o günleri hatırlatan pek bir şey yok şimdi. Esma var, Çağlar var ama mahalle eski mahalle değil. Bir kaç iyi ki dışında pek mutlu eden şey yok bizi. Hacer 20'sindeydi dedim ya, ne de çok dedim bunu. Kabadayı evde olsun olmasın fark etmez binadan bir çıkardı. Evelallah bakan dönüp bir daha bakar, tanıyanlar Hacer diye seslenir, tanımayanlar ismini duydukları için bu kadının, kendilerini şanslı hissederlerdi eminim. İşte şu sıralar tek emin olduğum şey bu olsa gerek.

Oh olsun diyordu bazen de. Kırmızı ya da sarı rengi üzerinde taşıdığı günlerde. En vazgeçilmezi ise etekti. Savura savura döner kendi etrafında oh olsun hem de bin kere oh derdi.

Tanıdığımda onu, sözün özü 20'sindeydi Hacer.
Hepi topu 20'sinde.

Kavga pencerenin kırılmasıyla son buluyor demek isterdim. Ne yazık ki anlık bir son bulmaydı bu, gerçekte 14 yıl boyunca devam eden.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder