Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum. Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için.
Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa.
"Ahmet Telli"
Ölüm bu, başka hiç bir şeye benzemiyor. Yokluk beter derlerdi, bu ondan da fena. Hep soğuk, buz gibi. Üşütüyor insanı. Bazen çaresiz kalıp, yaşadığı sorunları da, sevinçleri de, yaşamı da bir anda bırakıp gidiveriyor insan.
Bazen de çilek diye bir meyvenin varlığını inkar ederek, veda ediyor bu cehenneme. Vedanın gerçekleşmesi epeyce zaman alıyor.
Yeri geldiğinde bir portakal, bir mandalina yiyebilmek için ya da bir kilo çilek alabilmek için (hani kokusu güzel olanlardan) mevsimlik işçi oluyor çocuklar, ırgatlık yapıyor desem daha iyi anlarsınız ya da takım elbiseli, kravatlı beyefendilerin ayakkabılarını boyuyor. Bahşişi bol veren beyefendiler onlar. Çocuklar ise 18'ine varamamış henüz, hepsi yalnızca çocuk olan. Dönün dolaşın yeniden bakın. Hepsine yakını, ölüveriyor onların. Bildiğimiz gibi ölüyorlar, birde bilmediğimiz gibi.
Çocukları öldürüyoruz. Ellerimizde kan yok diye savunmaya geçmeyelim hemen. Tanık olmak ağır suç. Görmemek, duymamak ise suçun büyüğü. Bir de üstüne oldu bittiye getirmek. Bu öldürenin yanında yer almaya yakın. Çocuklarımızı öldürüyorlar. Lütfen tekrar edin bir kez daha. Hazmetmesi çok zor değil mi?
I.
Çocuktu. Rengi kırmızının en güzelinden bir müzik kutusu alabilmek için kendine çok para biriktirmesi gerekiyordu. Simit satan erkek çocuklarıyla arkadaştı. Derdini paylaşıp, onlardan yardımda alınca parası birikmeye başladı. Hatır gönül deyip bazen, bazen de çocuk oluşuna, çocuk olup simit satışına kıyamayan teyzeler amcalar simitleri birer birer alıyorlardı. Müzik kutusu için ihtiyaç duyulan parada birikiyordu böylece.
O zamanlarda, bir müzik kutusuna sahip olabilmek fazlasıyla lükstü. Bunu biliniz. En kötü ihtimalle müzik kutusuna sahip olmakta hayalde kalıyordu.
Ama canımıza mâl olmuyordu.
O zaman mutlu eden müzik kutusu, günümüzde dert sahibi yapıyor insanı. Bir kilo çilek alabilmek için yaşananları, hiçbir maddi karşılığa değmeyecek olan ağır işleri, boyanan ayakkabıları, bir avuç çilekle kandırılan çocukları duyunca hele bir de. Hani o kokulu olanlardan. Sonra çilek kokusundan nefret eden çocuklar büyür. Kabuslar görürler devamlı. Yaşları Cahit Sıtkı'nın ömrün yarısı dediği yaşa erişince, bakarlarki bir avuç çilek kalmış hafızalarda. Hesaplaşmak zor. Affetmek mümkün değil. Çocuklarımızın bir avuç çilekle kandırılması size de dokundu değil mi?
Şimdi ise yaralara merhem sürmek ve o çocukları iyileştirme zamanı geldi.
Ama.
Çocuklarımız öldü.
Dört harf.
Öldü.
Değil.
Öldürdük. Bir insanı daha öldürdük. Başarımız takdire şayan. Çağ ise yaşanılmayacak kadar kötü. Yaşanılması olabildiğine zor olan.
II
Bir avuç çileği yeyip, hayatı zehir olan bir çocukta öldü. 32 yaşına vardığını, gördüğü kötülükleri çocuk yaşında bıraktığını düşünemeden, 32 yaşını bir kenara bırakıp hemde. Soğukkanlılık değil şuan hissettiğin. Ölümden bahsederken soğukkanlı olabilir mi insan? Biz bir çocuğu daha öldürdük yalnızca. Bunu söylüyorum. Ayakkabı boyayan sabahtan akşama. Biriktirdiği parasıyla annesini ikna edip cuma pazarından bir kilo kokulu çilek aldırmak isteyen çocuktan bahsediyorum. Önce denedi, bir bileğini kesti ama başaramadı. İyi ki dedim. Hemde defalarca. İyi ki başaramadın. Kanı görünce dayanamayıp bayılmış. Ve döndü yeniden bu cehenneme. Yine de lütfen dedim, lütfen gitme. Bir seni mi sığdıramadık dünyaya. Kendime hesap soramam, gitme. Oysa onu ikna etmeye çalışmıştım. Kendimi rahatlatmak adına söylüyorum sanmayın.
Engel olamadım, ölüme gidişini seyrettim sadece. Lütfenlerim bir işe yaramadı.
Başaramayışına bir kez sevinebildim. Sevincin ikincisini yaşama fırsatı sunulmadı bana da. Şimdi konuşmanın da bir anlamı kalmadı. Çığlık atmanın da. Çığlıkların birleşeceğini, dünyayı güzelleştireceğini düşlemeninde. Birer birer anlamsızlaştı herşey.
III
Bu yükü taşıyamam dedim. Taşıyamam. Şimdi beni, elimin altındaki kırmızı müzik kutusuda mutlu etmiyor, çalan müzik ise hiç bir duyguma karşılık gelmiyor. Çilekten nefret eden bir çocuk daha büyüyor..
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder