7 Temmuz 2019 Pazar
TÜM AŞKLAR BİR GÜN BiTECEK..
Kendi kendime tanışıklık kurduğum arkadaşımdan henüz kimseye bahsetmemiştim..
Kendi odam demediğim, diyemediğim odanın bir köşesini benimsemiş olacağım ki oraya oturup kalemi elime aldım. Anlatırsam, bazı başarılı kadın yazarlar gibi kalem ile konuşup onun dediklerini kağıda fısıldayabilirsem tüm aşklar bitmez belkide dedim kendime.
Yerli yersiz sevinçlerimi cansız objelerime anlatıp, sonra da onlar aracılığıyla başkalarına geçişini, başkalarını sevindirişini izlerdim. Çoğu zaman bunu yapardım. Övünülecek yeteneklerim, becerilerim olmadığı için bu yaptığıma bir isim koyup sırtımda taşıdım yıllarca. Arkadaş oldu ismi. Silüeti dahi olmayan bu arkadaşı yani kendimin bir benzerini kendim ile dertleşirken buldum zaman zaman.
Vedalarıma, en çok vedalarıma şahit olduğunu bilirim arkadaşın. Kimi zaman ise bol gülüşlü dost buluşmalarının akşamında, sanırsın kendi kendine yaşadığın günü değerlendiriyorsun. Yanıldığının farkına ise iç sesin konuştuğunda varırsın. O olmasa sevinçte yarım kalır, hüzün de, bazı kadınların yüzü de. Vedalarda.
1. Gün
Yarım kalmışlıkları tamamlamak için kargoya verdim önceden ayarladığım kitapları ve eski fotoğraf makinesinin kullanılmayan filmleriyle yaptığım kitap ayraçlarını.
Arkadaş hepsini yaşar seninle. Sevincine hüznüne şahit olur, olurken de sevinci çoğaltır hüznü azaltır bir parçasını alıp kendi omzuna koyarak. Kendinin bir parçası o, ismi arkadaş.
Yılmaz Güney'in Arkadaş filmindeki gibi..
2. Gün
Sesim kısılıyor git gide.. Yazamasam belki de bazı güzel yazan kadın yazarlar gibi nefes alamam bende.
Fesleğenler ve sardunyalar kalıyor bir tek geriye. Cam önlerinde fesleğenler, duvar dibinde sardunyalar. Bahçede ise nar ağacı duvara bir yanını vermiş nasıl da büyüyor.. Bir tek bunlar kalıyor yanıbaşımda. İnsanlar gidiyor. Bırakıp yüksekçe bir yerden acımasızca, gidiyorlar. Değil mi?
3. Gün
Sesimin çıkmadığını yine kendi kendime konuşma girişimlerim sırasında farkettim. Bir iki defa denedim, baktım kısılmış. Güzelce sustum. İnsan iyi bildiği şeyi yapmalı. Bu aralar en iyi güzelce susmayı bildim. En çok bunu yaptım.
Sol ayak bileğime en sevdiğim mor boncuğu bağladım kalın ve yeşil bir iple. İkinci boncuğun rengi koyu yeşil, neredeyse siyah sanılacak kadar koyu.
Fesleğen kokusunu rüzgar getirince güzel olurdu. Bu vakti zamanında en sevilen şey imiş.
Yağmur sonrası rüzgar olmayışına kızıp, nanelerin kocaman saksıda nasıl bir anda çoğaldıklarına şaşırıp cam önündeki fesleğenlere el sürdüm. Sonra ellerimi kokladım. Domates çorbasının kokusu üzerime, havuçlu kekin kokusu ellerime sinmişken fesleğene alışmam uzun sürmedi. Bol bol kokladım. Sonra da tekrar başa döndüm. Nerede kaldığımı unuturdum da çoğu zaman, aklımda şarkı sözlerinin bir kısmının bile kalmadığını gördüm bir de üstüne. Zaten şarkı ne ümit vermişti bu defa, ne de dünya üzerinde güzel bir yer olduğunu vadetmişti.
Hem ne bir kedin oldu senin, ne de bir baban.
Ne denli yitiyorsun, yitipte bir güzel gidiyorsun. Başkaları için mutsuz olacak sona yaklaştıkça seviniyorsun. Bir kedinin olmayışına değil, olmayan kedinden her dakika biraz daha uzaklaşışına. Ve olmayan babandan.
Olmayan babalar ve silüeti dahi çizilemeyen arkadaş için.
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder